Lise kantinlerine çorba
| Pişirme Zamanı | Hazırlanma | Kaç Kişilik | Zorluk |
|---|---|---|---|
| - | 15 dk. | 1 | Kolay |
Benim okul zamanlarımda açlık; güzellik ve cool’lukla aynı anlama gelirdi. Yani Lise = Açlık = Güzellik. Güzel ve zayıf olmak her tür zevkten önce geliyordu. Bu yüzden yemekhaneye sokamadığımız, sağlıksız beslenen çocuklarımızı kantinlerde satılacak lezzetli çorbalarla doyurmayı öneriyorum.
Tartışmasız hayatımda en kötü beslendiğim seneler ortaokul ve lise yıllarıydı. Bugünün popüler konusu okul yemeklerinin kötü olmasından değil, 36 beden olmak veya öyle kalmak için kuş kadar yenen bir zaman olduğundan, kahve içerek güne başlamayı bir büyüme ayini olarak görmemizden kaynaklanıyordu. Dört kahveyle günü geçirdiğimizde böbürlendiğimiz de olurdu. Bir arkadaşımızın başlattığı beyaz leblebi diyeti vardı, bütün hafta beyaz leblebi haricinde hiçbir şey yemediği. Epeyi takipçisi olmuştu. Sonra tek tip yiyecek yeme modası geldi. Hayli kilolu bir arkadaşımın bunu, “Bütün gün sadece çikolata yiyerek zayıflayabilirim” diye yorumlayıp birkaç gününü bu şekilde geçirdiğini hatırlıyorum. Benim için de, hazır brownie ve kahve günün en güzel anıydı.
Yemekhanemiz çok güzeldi aslında. Devamlı salata barı, çorba, et yemeği ve zeytinyağlı ya da börek vardı. Tatlı ve meyve eksik olmazdı. Bol bol köfte çıkardı, arada pizza günleri olurdu. Böyle güzel imkanlar olmasına rağmen, bizim için yemeğe yazılmak yeterince ‘cool’ değildi. Zaten güzel ve zayıf olmak da, her tür zevkten önde geliyordu. Yakın arkadaşım İpek’le bir tek yeşil mercimek çıkan günlerde dayanamazdık. İkimiz de çok severdik. Gizlice sıraya girip, “kartımızı unuttuk” deyip en güzel gülüşümüzle yemeğe otururduk. Bir abi vardı bizi tanırdı, şikayet etmesin diye nasıl kaçtığımızı unutamam. Ancak bütün lise hayatımın toplamında yeşil mercimek haricinde, pek sağlıklı bir şey bulmak mümkün değil. “Diyet krakerle diyet kola içtiğimde İskender Kebap kadar keyif alıyorum” derdim, buna da içtenlikle inanırdım. Gençlik ve çocuklukta açlıktan algı şaşmaları işte! Hal böyleyken, okul kantinlerine ciddi bir yük eklendiği düşüncesindeyim. Tost ve donmuş endüstriyel etten köfteli hamburger haricinde paketli bisküvilerden başka bir şey yoktu. Kantinlerin, ekonomik ve teknik olarak neleri farklı yapabileceklerini sıralamayı başka zamana bırakıyorum. Her seferinde bir sağlıklı adım atma stratejisini daha uygun buluyorum.
Yemekhanemiz çok güzeldi aslında. Devamlı salata barı, çorba, et yemeği ve zeytinyağlı ya da börek vardı. Tatlı ve meyve eksik olmazdı. Bol bol köfte çıkardı, arada pizza günleri olurdu. Böyle güzel imkanlar olmasına rağmen, bizim için yemeğe yazılmak yeterince ‘cool’ değildi. Zaten güzel ve zayıf olmak da, her tür zevkten önde geliyordu. Yakın arkadaşım İpek’le bir tek yeşil mercimek çıkan günlerde dayanamazdık. İkimiz de çok severdik. Gizlice sıraya girip, “kartımızı unuttuk” deyip en güzel gülüşümüzle yemeğe otururduk. Bir abi vardı bizi tanırdı, şikayet etmesin diye nasıl kaçtığımızı unutamam. Ancak bütün lise hayatımın toplamında yeşil mercimek haricinde, pek sağlıklı bir şey bulmak mümkün değil. “Diyet krakerle diyet kola içtiğimde İskender Kebap kadar keyif alıyorum” derdim, buna da içtenlikle inanırdım. Gençlik ve çocuklukta açlıktan algı şaşmaları işte! Hal böyleyken, okul kantinlerine ciddi bir yük eklendiği düşüncesindeyim. Tost ve donmuş endüstriyel etten köfteli hamburger haricinde paketli bisküvilerden başka bir şey yoktu. Kantinlerin, ekonomik ve teknik olarak neleri farklı yapabileceklerini sıralamayı başka zamana bırakıyorum. Her seferinde bir sağlıklı adım atma stratejisini daha uygun buluyorum.
