REFİKA’DAN ÜRÜNLER REFİKA’NIN YEMEK OKULU
0

Lise kantinlerine çorba

Benim okul zamanlarımda açlık; güzellik ve cool’lukla aynı anlama gelirdi. Yani Lise = Açlık = Güzellik. Güzel ve zayıf olmak her tür zevkten önce geliyordu. Bu yüzden yemekhaneye sokamadığımız, sağlıksız beslenen çocuklarımızı kantinlerde satılacak lezzetli çorbalarla doyurmayı öneriyorum.
Tartışmasız hayatımda en kötü beslendiğim seneler ortaokul ve lise yıllarıydı. Bugünün popüler konusu okul yemeklerinin kötü olmasından değil, 36 beden olmak veya öyle kalmak için kuş kadar yenen bir zaman olduğundan, kahve içerek güne başlamayı bir büyüme ayini olarak görmemizden kaynaklanıyordu. Dört kahveyle günü geçirdiğimizde böbürlendiğimiz de olurdu. Bir arkadaşımızın başlattığı beyaz leblebi diyeti vardı, bütün hafta beyaz leblebi haricinde hiçbir şey yemediği. Epeyi takipçisi olmuştu. Sonra tek tip yiyecek yeme modası geldi. Hayli kilolu bir arkadaşımın bunu, “Bütün gün sadece çikolata yiyerek zayıflayabilirim” diye yorumlayıp birkaç gününü bu şekilde geçirdiğini hatırlıyorum. Benim için de, hazır brownie ve kahve günün en güzel anıydı.

Yemekhanemiz çok güzeldi aslında. Devamlı salata barı, çorba, et yemeği ve zeytinyağlı ya da börek vardı. Tatlı ve meyve eksik olmazdı. Bol bol köfte çıkardı, arada pizza günleri olurdu. Böyle güzel imkanlar olmasına rağmen, bizim için yemeğe yazılmak yeterince ‘cool’ değildi. Zaten güzel ve zayıf olmak da, her tür zevkten önde geliyordu. Yakın arkadaşım İpek’le bir tek yeşil mercimek çıkan günlerde dayanamazdık. İkimiz de çok severdik. Gizlice sıraya girip, “kartımızı unuttuk” deyip en güzel gülüşümüzle yemeğe otururduk. Bir abi vardı bizi tanırdı, şikayet etmesin diye nasıl kaçtığımızı unutamam. Ancak bütün lise hayatımın toplamında yeşil mercimek haricinde, pek sağlıklı bir şey bulmak mümkün değil. “Diyet krakerle diyet kola içtiğimde İskender Kebap kadar keyif alıyorum” derdim, buna da içtenlikle inanırdım. Gençlik ve çocuklukta açlıktan algı şaşmaları işte!
Hal böyleyken, okul kantinlerine ciddi bir yük eklendiği düşüncesindeyim. Tost ve donmuş endüstriyel etten köfteli hamburger haricinde paketli bisküvilerden başka bir şey yoktu. Kantinlerin, ekonomik ve teknik olarak neleri farklı yapabileceklerini sıralamayı başka zamana bırakıyorum. Her seferinde bir sağlıklı adım atma stratejisini daha uygun buluyorum.

BARDAKLARDA İÇİLSİN

Kantincilerden bu dönemin başında sadece bir tek şey isteyebiliriz. Çok basit ve kolaylıkla uygulayabilecekleri ve bizim de veliler olarak denetleyebileceğimiz bir şey. Yapılışı kolay, besleyici ve çok ekonomik. Çok kişinin sevdiği kültürümüzün de bir parçası olan bir çorba!
Kalın karton bardaklarda içilmelik çorbalar yapmak çok keyifli ve iyi satabilecek bir ürün olabilir. Lezzetli, besleyici ve kolay bir çözüm haline gelebilir. Kültürümüzde çorba içmek yaygın. Kışın insanın içini ısıtıyor, hemen doyuruyor, susuzluğunu bile gideriyor. Ayrıca çorba öyle bir şey ki, hem içecek hem de yiyecek ihtiyacını karşılayabilir öğrencinin.

YENİ BİR BESLENME BİÇİMİNE DOĞRU

NE TİPTE OLMALI: Çorbaları iki kategoriye ayırıyorum. Birincisi sulu püre gibi olan tanesiz çorbalar, ikincisi de taneli. Normal bir günde bu iki tipten birer çorba olmalı. Tanesiz olan, sebze püresi ağırlıklı, sağlıklı ve daha hafif olmalı; püre ıspanak veya brokoli gibi. Taneli olansa analı-kızlı veya tutmaç çorbası gibi, doyurma ve bunu uzun sindirimli yapmayı hedeflemeli.
NASIL SUNULMALI: Kanımca kalın karton bardaklar nefis. Normal bardak kullanan bir tip kantinse, büyük seramik kulplu bardaklar en iyisi. Kıtır ve üzerine eklemek için peynir hep bir kenarda olmalı. Acı biber, kekik ve nane de. Servis etme sıcaklığıysa döküldüğünde kimseyi haşlamayacak, ancak iç ısıtacak kıvamda olmalı. Öğrenciler kendi termoslu bardaklarını getirmeli ve kağıt bardak sarfiyatını azaltmak için de termoslu gelene daha ucuz olmalı.
VELİLER TALEP EDEBİLİR: Bir kantinin en kolay karşılayabileceği taleplerden biri. Salatadan da teker teker hazırlanan tostlardan da çok daha kolay hazırlığı esasen. Sadece alışkanlık veya teamül yok. Ancak inanıyorum ki, insanımız için çorbanın yeri başka ve aklına yatarsa hayal edemeyeceğimiz güzellikler üretebilir yaratıcılıklarıyla.
DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER: Çorba mönülerinin mercimek, yayla ve şehriyeden ibaret olmamasına. Dengeli bir şekilde sebze ve taneli çorbaların yapılmasını sağlamak gerekli. Yağ oranın düşük tutulmalı ve kullanılacak yağ da zeytinyağı olmalı.

YARMALI VE MANTILI DOYURUCU BİR TARİF

Bir örnek olsun diye, en sevdiğim çorbanın tarifini veriyorum. İnanılmaz doyurucu yarmalı ve mantılı yoğurt çorbasının…
Bir su bardağı yarmayı (kırılmış aşurelik buğday) 1 gün evvelden suda bekletin ya da pişirmeden önce iki saat sıcak suya koyun. Böylece 20 dakikada pişecek. Yarmanın tipine göre bu süre değişebilir ama taneler dişe gelecek sertlikte olsun. Yarma bulamazsanız, aşurelik buğdayla da yapabilirsiniz. Bu durumda sadece tanelerin büyüklüğü ve dolayısıyla pişme süresi değişecek.
Bu sırada ayrı bir kapta iki su bardağı yoğurdu bir çorba kaşığı unla karıştırıp krema kıvamına gelinceye kadar çırpın. Sonra üç bardak suyla ayran haline getirin. Karışımı, ocaktaki yarmaya yavaş yavaş ekleyin ve eklerken devamlı karıştırın. Böylece yoğurt kesilmez. Kaynayınca altını kısın ve bir bardak haşlanmış nohudu ekleyin. Damak tadı ve yaşam tarzınıza göre dilediğiniz kadar tuz koyun. Bu halde bile nefis olan çorbanın içine servis yapmadan beş dakika evvel, haşlanması için bir bardak mantıyı atın. Bir taraftan da ufak bir sos kabında tereyağı, nane ve pul biberi yakmadan çevirebilir ve çorbanın üzerine dökebilirsiniz. İsterseniz naneleri sade olarak da serpebilirsiniz. Eğer mantıları servisten çok evvel eklerseniz mantılar şişmeye devam edebilir, dikkat edin! Türkiye’nin dört bir yanında farklı yapılan yayla çorbasının dolu ve doyurucu bir hali. Afiyetle!