İmece usulü hayat

İmece usulü hayat

Hafta sonu İmece Usulü Yemek ve Yaşam Atölyemizin sezonunu açtık. Çok yorgun olduğumdan enerjimin yetip yetmeyeceğini bilmiyordum. Fakat değil yorulmak, pilimi neredeyse sonuna kadar doldurdum. Yaşanan paylaşım ve insanların genel olarak gösterdikleri sevgi ve özen beni mutlu, huzurlu ve zinde hissettirdi.

Geçen hafta imece usulü bir şeyler yapmanın kıymetini bir kez daha anladım. İmecenin kökü ‘ammece’den geliyor. Amme kelimesi de kamu ve halk anlamına geliyor. İmecenin doğumu belediye ve merkezi yönetim olmadığı zamanlarda köylerin ve yöre halklarının ihtiyaçlarını toplanıp ortaklaşa çözmelerinden miras. Tabii köylülerin çoğunun şehre göçmesi, 40 yaşının altında neredeyse kimsenin kalmaması epey ürkütücü geliyor bana. Bu, adetlerin ve tekniklerin de hızla yok olmaya başlaması anlamına geliyor çünkü bir taraftan. Şehrin ekonomik seviyesi düşük bir kısmında, doğal bir şekilde bu adetler sürdürülmeye çalışılıyor. Ancak bunu yapan anneler de çocuklarına bunu öğreterek değerli bir bilgi verecekleri hissinde pek değiller. “Ben onlar için yapayım, onlar derslerini çalışşın, okusun, adam olsunlar” diyorlar çoğunlukla. Böylece belli adetlerimiz parmaklarımızın arasından hızla süzülen kum taneleri gibi uçup gidiyor ve erezyona seyirci kalıyoruz. Ayrıca sadece buradaki bilgiler de kaybolmuyor, insanın psikolojisine iyi gelen paylaşım azalıp bireyselleşme ve yalnızlaşma artıyor.

Hafta sonu İmece Usulü Yemek ve Yaşam Atölyemizin sezonunu açtık. Çok yorgun olduğumdan nasıl çıkaracağımı, enerjimin yetip yetmeyeceğini bilmiyordum. Fakat büyülü bir şey oldu. Değil yorulmak, pilimi neredeyse sonuna kadar doldurdum. Yaşanan paylaşım ve insanların genel olarak gösterdikleri sevgi ve özen beni mutlu, huzurlu ve zinde hissettirdi.
İmece Usulü Yemek ve Yaşam Atölyeleri de kâr amacı gütmeden aslen bunu hedefliyor. Yeni bir araya gelme teknikleri, bir araya gelindiğinde şehir şartlarında yetişmiş bir insanın algılayabileceği ve yapabileceği çözümlerle bu adetler devam edebilir mi diye bakıyoruz.
Bizim atölyece arayışımız imece usulü iş yapmanın şehir hayatında ve yemekte devam edip edemeyeceğiydi. İmece usülü işlerden en kolay uygulanabilir ve devam ettirilebilir olanının da yemek üzerinden adetler
olduğunu düşünüyorum.

BİRLİKTE İŞ YAPMANIN FAYDALARI

1) Bir arada yapılan iş kesinlikle çok daha hızlı bitiyor. Kimisi elekten geçirmeyi, kimisi doğramayı, kimisi kıyma makinesini çevirmeyi daha heyecan verici bulup verimini artırıyor.
2) Grup terapisi: Normal zamanda birbiriyle sohbet etmek için bu kadar uzun zaman bulamayan insanların ya da birbirini tanımayan ama ortak konulardan heyecan duyan insanların kendileriyle ilgili pek çok özel şey paylaştıklarını görüyorsunuz. Arada şarkılar, türküler ve esprilerin çok daha rahat yapılabildiği bir ortam oluşuyor.
3) Sürüye ait olmanın verdiği rahatlığı yaşamak da çok güzel. Beynimiz farkında olmadan hep birilerini, bir şeyleri organize edip yönetmeye odaklanmaya başlıyor. Oysa hep beraber yapılan bir işe insanın kendini bırakması kafayı boşaltıyor.
4) Fiziksel hareket ve enerji harcamak da cabası. Normalde yapmadığımız hareketi bu sayede yaparak biraz olsun enerji deşarj ediyorsunuz!
5) Ellerle bir şeyler yapıyor olmanın keyfi: İnsan ellerini kullanıp bir şey ürettiğinde hep rahatlar; neredeyse bütün terapilerde resim veya heykel yaptırılmasının sebeplerinden biri de budur sanırım ayrıca domates suyunun kendince başka türlü bir stres atıcılığı olduğunu düşünüyorum. Henüz nedir çözemedim, araştırıyorum!
6) İmece için sözleşilip buluşulduğunda herkes bir diğerine de söz vermiş oluyor. Örneğin birbiriyle normal hayatta asla anlaşamayacağını düşündüğümüz iki kişiyi takımladık. Ortak hedefle nefis bir takım oldular.
7) Bizim atölyemizde nasıl yapacağını anlatma fonksiyonun bende olması dışında, kimse bir diğerini yönetmeye çalışmadı. Bir hiyerarşi sistemi de yoktu. Herkes en iyi tutabildiği yerden tutup işin kotarılmasına yardımcı oluyordu.
8) İnsanın kendi işini yapabileceğini farkettiğinde duyduğu güvende önemli tabii. Doğadan uzaklaştıkça kaybettiğimiz, kaybettikçe bizi daha da doğadan uzaklaştıran mücadele yetilerimizi tekrar hatırlayabilmek ve hayata o pencereden tekrar bakabilmek bu atölyenin hatırlattığı önemli duygulardandı bence.

BİBER SALÇASI

1. Biberleri iyice yıkayın. Örneğin, 10 kilo biber kullanırsak yaklaşık üç kilo salça elde edeceğiz. Biberleri ucundan yukarı doğru keserek ortadan ikiye bölüp saplarını ve çekirdeklerini çıkarın. Kestiğiniz parçaları kesme tahtasına vurararak son çekirdeklerini dökebilirsiniz.
2. En derin ve büyük tencerenizde biberleri doldurup haşlayın. Eşit haşlanabilmesi için arada kevgirle alt üst edin. Yaklaşık 20-25 dakika sürecek bu işlem tencere büyüklüğüne, ateşin yüksekliğine, biberin cinsine, yetiştiği bölgeye göre değişecektir. Kabuğun buruşmaya ve ayrılabilecek duruma gelmesi gerekiyor ancak etli kısmı da iyice kendini bırakmamalı.
3. Haşlanan biberleri süzerek çuvallara koyun. İple bağlayın. Süzülebileceği bir telin üzerine koyup üzerine bulabileceğiniz en ağır yükü koyun. Bu şekilde gölge ve serin bir yerde bir gün süzdürün.
4. Ertesi gün iyice süzülen biberleri, kıyma makinesinden birer birer geçirin. Kıyma makinesi, züccaciye ve çeyizcilerde bir de çelik tencerecilerde bulunabilecek, 25-30 lirayae alabileceğiniz bir makine.
5. Biber püresini altı geniş bir tencereye alıp tencereye 2-3 çorba kaşığı zeytinyağı dökün. Tahta kaşıkla sürekli karıştırarak suyunu tamamen çekene kadar kavurun. İyice koyulaşıp alışık olduğunuz salça kıvamından biraz daha sulu göründüğünde zeytinyağını ve tuzunu ekleyin. Tuz miktarı tuzun cinsine göre epey farklılık gösteriyor; dolayısıyla bir oran vermek istemiyorum. Ancak kesinlikle parça tuz olmalı. Kimyasal maddeler taşıyan, tuzluklara koyduğumuz tuzlar yeterince koruyucu etkide bulunmuyor. Tuzunu tadına bakarak koymanızı tavsiye ediyorum. Bir nohut tanesi kadar aldığınızda biberin tadını rahatlıkla alabilmeli aynı zamanda biraz tuzlu gelmeli. Biraz da bu şekilde karıştırıp kapatın. Kaynar suda ve fırında sterilize ettiğiniz kavanozlara doldurun.
6. Doldururken boşluk kalmaması için bir kaşığın tersiyle salçayı bastırmak gerekiyor. Kavanozun vidalı yerine kadar salçayı bu şekilde doldurup üzerini düzeltin.
7. Sonrasında boğazını temizleyip üzerini hava kalmayacak şekilde zeytinyağıyla doldurun. Sıkıca kapağını kapatın.

ACI ACI ACUKA

Bu tarif atölyede bir anda açlık başıma vurup da fırsat yaratalım, bir şeyler yiyelim diye düşününce ortaya çıktı. Farklı biber salçalarını tadarken birini alıverdim. 200 gram kadar biber salçasına, iki avuç çevizi orta boy dövün. İçinde ince ince parçalar da olabilir, mercimekten biraz ufak parçalar da. İki dal taze kekik, bir tatlı kaşığı kuru nane, istediğiniz miktarda acı kırmızı biber, bir çorba kaşığı karabiberi ekleyin. Karadeniz tarafında kişniş koyarak da yapıyorlar, ben de bayılıyorum. Siz de benim gibi kişnişçiyseniz bir tatlı kaşığı kişniş tohumunu havanda dövüp, ekleyebilirsiniz. Bir de yine tercihe göre konan ama acukayı alıp, uçurabilen bir lezzet çemen. Bir çay kaşığı kadar da çemen eklenebilir yine tercihe göre. Tüm bu malzemeleri karıştırdıktan sonra üzerine iki-üç çorba kaşığı kadar zeytinyağını da ekleyip, ekmeğin üzerine sürüp
afiyetle yiyebilirsiniz.

Refika'nın Yemek Okulunu Gördünüz mü?
Placeholder

Benzer Yazılar