Gıdada milli savunma

Gıdada milli savunma

Ülkemizde olumlu olumsuz, pek çok ekonomik ve sosyal değişim oluyor. Önemli olan akıllı insan, vatandaş ve tüketici olmak. Bilgi bombardımanında ana fikri kaçırmak çok kolay olduğundan, bu hafta Türkiye’de gıdayla ilgili en önemli problemleri özetlemeye çalıştım.

BALIKÇILIK
Lüferin kuyruğundan tutmak

Geçen hafta Rumeli Kavağı Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ahmet Aslan, bir trolcü tarafından vuruldu. Bir trolcünün zıvanadan çıkıp diğer balıkçının canına kast etmesi, trolcülerin var olma mücadelesi ve ekmeklerinin de azaldığı anlamına geliyor. Peki bu ne demek? Balıkçı, kabzımal ve tüm balıkçı esnafının var olma mücadelesi daha sivrilecek, bu durum Boğaz ve Karadeniz’deki balıkların yanı sıra esnafı bitirecek. Sebep Karadeniz, Boğazlar, Marmara ve Ege’deki toplam balık sayısının her yıl azalması. Kayıtlı tekne 18 binin üzerinde. Bu rakam İspanya’da 13 bin, İtalya’daysa 14 bin. dolayısıyla gelecek yıllarda insanların sektör değiştirmeleri gerekebilir, borç harç içindeki bu teknelerin sahiplerini zor günler, iflaslar belki intiharlar bekliyor. Ve hiçbir yıkım, çevresine zarar vermeden olmuyor. Av yasaklarını aç kalmamak için delmek, son balık yuvalarını da talan etmeden pes etmek zor gibi görünüyor. Devletin kesin ve önleyici kuralları olmadan bu sistemin değişmesine imkan yok.

HAYVANCILIK VE SÜTÇÜLÜK
Dengeler nasıl bozuldu?

Süt üreticilerini en çok etkileyen unsurlardan biri hayvancılık politikası. Canlı hayvan ithalatıyla hastalık oranları ciddi miktarda arttı. Şap hastalığında inanılmaz artış oldu. Hayvan hastalıklarının artışı, antibiyotik kullanımının artışı da demek… Aflatoksin ve antibiyotik sadece küçük süt üreticileri için değil tüm üreticiler için sorun. Kimi büyük süt üreticilerinin yabancı ortak hayallerinin de etkisiyle, tezgahaltı tüketimi engelleme çabaları mevcut. Oysa bu çaba zar zor ayakta duran ve memleketimizi özel kılan küçük üretici ve kendine bir şekilde yetebilen çiftçinin beynine sıkılacak bir kurşun. Yöresel peynir ve yoğurt üretim çeşitliliği ve özgünlüğün de yitmesi demek. Farklılaşma parayla ve sonradan üretilemeyecek bir değerken, bizim bunları bir kalemde silebilmemiz inanılmaz korkutucu geliyor bana. Hayvancılıkta çeşitlerin azalması, küçük süt üreticilerinden sütlerin giderek daha kârsız alınması da önemli bir mesele. Bir diğer bela da maya üretim standartlarının ithalatı neredeyse zorunlu hale getirmesi. Süt ürünleri üreticilerine getirilen AB Uyum Standartları çerçevesinde, yoğurdun ‘Türk Yoğurdu’luktan çıkması ve tek kullanımlık mayalar olarak ithal edilmesi çok ciddi bir tehlike. Türk yoğurdu, lokum kadar özel bir tüketim maddesi olarak görülmeliyken mayasını ithal etmek, fındık ithal etmekle eşdeğer…

SİZ NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Bir trolcü tarafından vurulan kooperatif başkanı Ahmet Aslan bugün taburcu olacak. Saat 13.00’te SSK Okmeydanı Hastanesi önünde buluşup yaşanan şiddeti kınayacak ve beraberlik mesajı vereceğiz. Herkesi destek olmaya bekliyoruz! Bu konularla ilgili daha ayrıntılı bilgi için Fikir Sahibi Damaklar Üyesi olun. Ya da www.facebook.com/pages/Slow-Food-Türkiye-Fikir-Sahibi-Damaklar’dan etkinlikleri takip edin.

TARIM

Kendine yeterliliğin trajik kayboluşu

80’ler çocuğu olarak çok net hatırlıyorum: Türkiye kendini besleyebilen yedi ülkeden biriydi. Şu an; 3 milyar dolarlık yağlı tohum, 2 milyar dolarlık yem, 1 milyar dolarlık pamuk, 1,5 milyar dolarlık canlı hayvan ve et ithalatı 600 milyon dolarlık da tütün ithalatı yapıyoruz. İhracatta medarı iftiharımız fındıktan üreticilerimiz para kazanmıyor. Bu yıl düşük rekolte sebebiyle fiyatların yükselmesi beklenirken Fiskobirlik’in fiyasko müdahalesiyle 9 lira civarında beklenen fiyatlar 6.5 liraya düştü. Çiftiler fındık ve çay söküp kivi ekme yolunda…

BİYOÇEŞİTLİLİĞİN AZALMASI

100’ün üzerinde nar ve zeytin çeşidi varken desteklenen ve ekilen fideler bir-iki çeşit üzerinden diyor. Zeytin ekiminin teşviğinde her yere Gemlik tipi sofralık ağaç dikildiğini öğrenince insanın kursağında kalıyor keyfi. Türkiye’nin çoğunluğu köylerde yaşarken kısa bir sürede bu oran yüzde 30’a yüzde 70 oldu. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı oldu. Bu bile, köylülüğün önem ve ekseninin kaymasının göstergesi olarak görülebilir. Yeni gıda mevzuatıyla küçük üreticinin belirli standartlar oturtması gerekiyor. Bu standartlarsa teknik olarak imkansız. Ya da geleneksel yapım yöntemlerine aykırı. Yasaya göre bir köylü dört tavuk besleyemeyecek. Beslemesi için tohumu alması gereken yer belli. Alacağı fiyat da tekelden tespit edilmiş. Paraya teğet geçen bir çiftçi yaşamı neredeyse imkansızlaşıyor. Permakültürü doğasından yaşayan son birkaç çiftçinin de ocağına incir ağacı dikiliyor.

LEGALLEŞEN GDO

GDO ve ürünleri çevre ve insan sağlığı tartışmalarının yanı sıra ekonomi boyutuyla da gündem işgal ediyor. Tartışmalar GDO’lu ürünlerin Türkiye’ye serbestçe girişinin yasaklanması amacıyla 26 Ekim 2009’da çıkarılan yönetmelikle başladı. Biyogüvenlik Kanunu’nun henüz yürürlükte olmaması ve yasal açıklar büyük firmaların işine yaramış ve GDO halk sağlığını iyice tehdit eden bir hal almıştı. 2010’da yürürlüğe giren Biyogüvenlik Kanunu’nun özellikle GDO’yla ilgili beklentileri doldurmaması hatta GDO’lu ürünlerin ülkeye girişinin kolaylaştırmasını takiben, diğer yönetmeliklerle de uygulanan kararlar pekişti. Biyogüvenlik Kanunu’nun  GDO’lu ürünlerin yasaklanması değil kısıtlanmasıyla, açık kapı bırakması çok büyük bir tehdit.

Refika'nın Yemek Okulunu Gördünüz mü?
Placeholder

Benzer Yazılar