Çiğ, Renkli ve Güçlü

Çiğ, Renkli ve Güçlü

Çiğ beslenme konusuna, ne yalan söyleyeyim, işi “yemek pişirmek” olan biri olarak bir hayli mesafeliydim… Öte taraftan çıkan pek çok farklı yemek akımlarının (çiğ, protein bazlı, taş devri, vegan, detoks, oruç vs.) en güçlü yönlerini tam olarak anlamak ve faydalı taraflarını hayatımıza katmak gerektiğini düşünüyorum.

Sana Heco

İşte tam bu sırada belki de Raw Food ile ilgili en heyecan verici kitaplardan Orient Expressed’i yazmış olan Sana Heco ile tanıştım. Atölye Raw’da dersler vermek ve kitabını tanıtmak için Türkiye’ye gelmiş. Kendisi aslen Saraybosna’lı bir tıp doktoru. Londra’da yaşadığı ve çalıştığı dönemde bitmeyen kronik ağrılarından dolayı çiğ besleniyor ve kendi üzerindeki etkisini gördükten sonra hayatını değiştirmeye karar veriyor. Böyle bir beslenmeyi bana temelleri ile anlatabilecek daha doğru kim olabilir ki diyerek, defterimi kaptım, mutfağımı hazırladım ve Sana yönetiminde mutfakta yeni lezzetler pişti.. Pardon pişmedi, hazırlandı… (N’aparsınız ağız alışkanlığı…)

orient-expressed-book

Konuştuklarımızdan size sade bir özet çıkarmak istedim. Hepsi sadece çiğ yemekle ilgili değil, düşünce ve insani sistemi de içine katarak bir paket.

Neden Çiğ beslenme:

Çiğ beslenme demek yiyeceklerin ihtiva ettikleri besleyicilik, enzim vb faydaları kaybetmeden ya da yüksek ısıyla girilen reaksiyonlardan dolayı zararlı hale dönüşen pek çok yiyeceği yememek anlamına geliyor. Kaç dereceye kadar çiğ kategorisine giriyor deyince tıpkı insan vücudu gibi 38 derecenin üstüne çıktıkça nasıl vücudumuzda değişimler başlıyor hatta 42 olsa ölümcül olabiliyor yemekler için de aynısı düşünülmeli.

1) Yemek Yemek = Beslenme + Zevk + İlaç. Yemekle bu 3 ihtiyacın karşılanması çok önemli. Yediklerinizin ne kadarında beslenme, ne kadarında zevk ve ilaç etkisi olduğunu düşünüp, beslenme ve ilaç ihtiyacını dengeli yerine getirebiliyor musunuz bakmak gerekiyor.

2) Yemek insana keyif vermeli, yemeği yerken de sonrasında da.. Ağrı, ağırlık, gaz ve peklik yapmadan, geldiği gibi gitmeli…

3) Gökkuşağını yemeliyiz. Yani bütün renklerde sebze ve meyveler- kırmızısı, yeşili, sarısı, moru- bizim vücudumuza yaptığı katkı başka, hepsinden faydalanmalıyız. Ama gökkuşağında kahverengi ve beyaz olmadığını da hatırlatarak…

4) “Yemeğini iç, suyunu ye…” Gandhi. Ben tabii önce bu sözü hiç anlamadım. Temel olarak, bol bol çiğne. Yediğin yemek ağzında püre olana kadar çiğne, suyunu da ağzında bol bol çevir ki vücut ısına yaklaşsın.

5) Yeşillikler ve pişmemiş pek çok yiyecek ağırlıklı olarak alkali. Yiyeceklerimizin alkali olması vücudumuzun daha sağlıklı olmasını sağlıyor. Kola, et, hamburger, sigara içmek gazlı içecekler hatta ekmek bile asidik.. Asidik olan vücutta belaların kendini gösterebilmesi daha kolay ve vücudun asidik halini dengeleyebilmesi için verdiği çaba bize çoğu zaman yorgunluk olarak tecelli ediyor. Çiğ yemenin en büyük avantajlarından biri de bunu yapabilmek.

6) Farklı ve çeşitli ve mevsiminde yemekten vazgeçme… Anne sütünde 100 farklı çeşit şeker varmış. Hepsi farklı dönemlerde çocuğa gelişim için faydalı olacak farklı şekerler. Tıpkı bunun gibi doğa bize her mevsim başka sebze ve meyveler sunuyor. Bunların renkleri, şeker seviyeleri çeşitleri de farklı.. Tıpkı anne sütü gibi doğanın bizi beslemek için ürettiği bu nimetleri yememizin bize iyi geleceği gibi.

7) Enerji dengemiz aslen nasıl beslendiğimizin en güzel kanıtıdır. Sana’ya inatla doğru ve dengeli beslendiğimizden nasıl emin olacağız diye sordum. Tek ve net bir cevabı vardı. Enerji seviyene bakacaksın. Kronik yorgunluk, zorlanma değil hafiflik ve rahatlıkla akmalı enerjin. Ama ben 3 gün dediğin gibi besleneyim kafam saman gibi oluyor dediğimizde şaka ile karışık “işte madde bağımlılığı gibi, şekere karbonhidrata, ete hatta asidik olmaya alışmış vücut bunlardan kurtulurken uyuşturucu krizleri gibi kendi küçük krizlerini yaşıyor.”

8) Temiz su içebilmek. Temiz su bulabildiğimize, suyun iyileştirme özelliğine ve suya şükran duyarak içmek. Vücudumuzun %75’i su ve su da bazen uyuyor, bazen canlı oluyor.. Tıpkı akan bir çay ile durağan derenin farkı gibi.. Vücudumuzda iyileştirici etkisini gösterebilmesi için suyu hareketlendirmek gerektiğine inanıyorlar. Su moleküllerinin şeklini bile değiştirdiğini kanıtlayan çalışmalar ve araştırmalar var. Bunun için içmeden, metal olmayan tahta veya porselen bir kaşıkla suyu karıştırmak, en azından çalkalayıp içmek yapılabileceklerden. Alkali yani pH’ı 7’nin üzerinde içmek de tabi önemli bir diğer tarafı.

9) Güzel yağ yemek iyidir. Soğuk sıkım zeytinyağı, hindistan cevizi yağı gibi yağlar yiyebilirsiniz. Avokado yağının da hayvansal besinlerden aldığımız yağa göre çok daha sağlıklı olduğu hep tartışılıyor. Isıl işlem görmemiş yağ yemek çok önemli. Ben de Orta Asya’dan gelen Türklerin nasıl yağ yoğunluklu yedikleri ama şeker yemekten kaçtıklarını anlattım.

10) Hiçbir zaman derinize ağzınıza almayacağınız bir şey sürmeyin.. Derinin nefes alan sürdüğünüzle beslenen bir organ olduğunu unutmadan onun da diyetininizin bir parçası gibi algılamamız gerek. Peki ne sürülebilir sorusunun cevabı olarak hindistan cevizi yağı deyince aklıma Acıbadem sütü çıkarmak ve zeytinyağı kullanmak geldi.

11) Tohumlar ve çekirdekler uyandırılıp yenmeli. Çiğ yemek yemek aslen canlı yemek yemek anlamına geliyor. İşte tam da bu yüzden tohumların çimlenmiş, kuruyemişin de su içerisinde bekletilerek uyandırılması gerekiyor. Hani bol bol badem sütü, kaju peyniri yapıyorlar ya, işte o insanın canının bolca süt veya peynir istemesinden değil, uyandırılan fitik asitin bunlarda çokça olmasıymış. Bu enzimler hem bağışıklık hem de sindirim için büyük önem taşımaktaymış.

12) Çiğ yeyince az veya hiç et yemediğimden protein alamayacağım diyenlere… İhtiyacımız olan proteini avokado, badem, arı poleni, çimlenmiş mercimek vs. gibi gıdalardan alabiliriz. Aynı zaman da hayvansal proteinin vücuttaki zararlarını ve hazım zorluğunu da hesaba katmak gerek.

Çiğ Beslenmede hangi alet edevat kullanılıyor?

Eh pişirme olmayınca 5 gözlü ocak emekliye ayrılıyor ya da zaman zaman hobi niyetine çalışıyor, davlumbaz iç çekiyor diyebiliriz. Derecesi ayarlanabilen kettle, yüksek devirli blendır- 3beygir gücünde filan. Klasik satılan blendırların 6-7 katı güçlü gibi düşünebilirsiniz ve bir sebze kurutucu ya da 40 derecede çalışan bir fırın da iş görebilir. Baharat öğütücü de hayat kurtarıyor.

 

PEMBE BAKLAVA:

pembe baklava

Bu tarif Sana’nın annesinin Boşnak kaymak baklavası ile kurutulmuş meyve baklavasının karışımından oluşan Pembe Baklavası..

Pembe baklava yufkası için;

1 kase kaju, 1 avuç ahududu, 4 buçuk çorba kaşığı su, 1,5 çorba kaşığı limon suyu ve balı, bir çimdik tuz ile blenderda iyice karıştırın. İyice püre olunca fırın kağıdının üzerinde 3 mm kalınlığında yayarak, 40 derecelik fırında, 6-8 saat kurutun. Katılaşmaya başladıkça, çevirip öbür tarafını kurutabilirsiniz.

Baklavanın içi için;

Yarım kase Antep fıstığı- çiğ dolayısı ile boziç en iyisi, 1 avuç kuru kayısı, 1 limonun kabuğu, 1 çay kaşığı tarçın, yarım çay kaşığı toz kakule, yarım çay kaşığı vanilya çekirdeği ve bir tutam tuz. Hepsini kabaca kıyıp birleştirin.

Limon şurubu için;

3 çorba kaşığı bal ile 1 çorba kaşığı limon suyu varsa birkaç damla limon yağı ekleyip iyice çırpın.

Ahududu Sosu için;

Yarım kase ahududu, 2 tatlı kaşığı bal 1 tatlı kaşığı lime suyu varsa ve biraz vanilya çekirdeği hepsini iyice blenderda pürüzsüz olana dek çekin ve bir kaseye veya sıkma torbasına alın.

Krema için;

Bir gece ecelden suda beklemiş çiğ kajuyu labne yapın(internette tarifini kolayca bulabilirsiniz ya da hazır da alabilirsiniz;)). Üzerine, 1-2 çorba kaşığı bal ve 3 çorba kaşığı su ve vanilya çubuğundan kalan çekirdekleri ekleyip karıştırınca tamamdır.

Yapımı; kurumuş ahududu yufkasını kurabiye kesicisi veya bir kahve fincanı ile kesin. 3 parça yuvarlak baklava yufkasının iki tarafına da fırça ile limon şurubu sürün. Biri diğerinin yarısını örtecek şekilde 3 tane yufkayı üstüste yapıştırın. İçerisine yaklaşık 1 çorba kaşığı gelecek kadar içi ekleyip, rulo yapın. 1 saat buzdolabında bekletin. Kenarlarına krema ve ahududu soslarını da koyarak servis edin…

 

YEŞİL ÇAY KAHVESİ:

yesil-cay-kahvesi

İlk başta yaparken dudak büktüğüm sonra da bitmesin istediğim bir tarif bu. Matcha Latte ismi ile de değerli bir çaydan yapılan versiyonu var ama herhangi bir yeşil çaydan da pekala yapabilirsiniz.

1 ya da 2 poşet yeşil çayı sertliğine göre karar verin. Kahve/baharat öğütücüsünde iyice toz haline gelene kadar çekin. Ardından 200 ml su ile direkt blenderın içinde demleyin. Baharat öğütülünüz yoksa direkt demleyin. 80 derecede demlemek ideali. Blendırın içine 1 çorba kaşığı Hindistan cevizi yağı, 1 tatlı kaşığı bal ve 1 avuç kajuyu atın. Kajuları kullanmadan önce en az 4 saat, tercihen bir gece, suda beklemesi gerekiyor. Böylece uyanıp aktif hale geliyorlar ve fitik asit denilen anne sütünde de bulunan yararlı özellikleri de uyanıyor. Hepsini blendırda iyice pürüzsüz hale gelene kadar çekin. Ardından “yeşil çay” kahvenizi afiyetle için.

 

 

 

 

 

 

Refika'nın Yemek Okulunu Gördünüz mü?
Placeholder

Benzer Yazılar