Bitli Baklanın Kör Alıcısı Olur – Hürriyet Cumartesi

Bitli Baklanın Kör Alıcısı Olur – Hürriyet Cumartesi

Size, alışveriş yaptığımız birçok marketteki nohutun Meksika’dan, barbunya’nın Çin’den, yeşil ve kırmızı mercimeğin Kanada’dan, kuru fasulyenin Etiyopya ve Bangladeş’ten, baklanın İtalya ve Çin’den, bezelyenin Amerika’dan geldiğini söylesem…

 

Keni kendine yetebilen bir ülke olmaktan, tarımı hakir görüp üretim yerine kaynaklarımızı lüks tüketime ayırıp, haftasonlarımızı alışveriş merkezlerinde geçirip, yabancı mağazalardan alışverişi hayatımızın normali yaptığımızdan beri köylerimiz boşaldı. Atalık tohumlarımız yok olmaya başlarken, tarlalardaki verimliliğimiz teknoloji ve araştırma ile yükselecekken ya yerinde saydı ya da geriledi.

Biz kendimizi aydın olarak görüyoruz ancak tembel ve iki yüzlü olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bilirsiniz böyle kelimeler kullanmam ancak bu konuda gerçekten böyleyiz. Kendi yerelimize sahip çıkmadığımız sürece ne uluslararası platformda lider olabilir, ne de kendimizi dünya vatandaşı sayabiliriz.

Özetle 78 bin ton olan bakla üretimi 14,9 bin tona, bezelye 4,5 bin tondan 2,9 bin tona, nohut 777 bin tondan 450 bin tona indi. Fasulye 211 bin tonda kaldı. Kırmızı mercimek 829 bin tondan 325 bin tona, yeşil mercimek de 211 bin tondan 20 bin tona, börülce ise 4 bin tondan 2 bin tona inmiş durumda.Refikanin mutfagi-943 copy

Bu kategorilerde dünya lideri iken şu an neredeyse hepsinde dünyadan ithalat yapıyoruz. Bu hale nasıl geldik ve nasıl çıkarız diye bakmamız lazım. Evet hükümet politikaları bunun büyük parçası ancak bu yazının en temel amacı bizim, yani bunları tüketici olarak kullanan bizlerin bu konuda seçici olması, markette gördüğünde market yöneticisine yerelini istediğimizi belirtmesi, uzak ülkelerden hangi şartlarda üretildiğini bilmediğimiz, çoğu bir evvelki yılın hasadı olan ve görüntüsünden de tadından da bunu belli eden bakliyatları evimize sokmayıp, çocuğumuzu bunlarla beslememesi gerekiyor. Şayet biz bunu yapmaz isek başka kimseye neden diye sormaya bence yüzümüz olamaz.

IMG_7928-Edit copy

Dünyada büyük ekonomiler tarıma nasıl destekler veriyor:

ABD doğal kaynakları koruma ve fiyat düzenleme programlarıyla, Kanada tane baklagil ve yağlı tohum yardım programıyla baklagil üreticilerini desteklemekte.

Hindistan ise ithalatı azaltma programı kapsamında karantina uygulamalarıyla kimyasal madde uygulanmış ürünlere (phosphine ve fumigant) sınırlama getirerek kendi üreticilerini desteklemekte.

Avustralya’da CLIMA – Akdeniz Tipi Tarım için Baklagiller Merkezi’nin kurulması -sadece baklagillerin geliştirilmesi için kurulmuş olması- bu ülkelerde baklagillere ne kadar önem verildiğinin bir göstergesi.

Sanayileşmenin tarımın alternatifi gibi görülmesi 20. yüzyılda kalmış bir düşünce. Çin, her iki konudaki agresif büyümesiyle bir arada ilerleyişin varlığına en büyük kanıt.

Peki biz ne yapmalıyız?

En büyük problemlerin başında tarım desteklerinin ülkemizde para olarak verilmesi, eğitim ve altyapıya para harcanmaması, ithalat ve yerli alımlarda korumacı düzenlemelerin olmayışı geliyor.

1) Köylüye verilen destek paraları ile köylüler daha kaliteli tarım yapacağına oğlunu evlendiriyor, İstanbul’a torun sevmeye gidiyor. Gençler zaten geleceklerini tarımda görmediklerinden çoktan şehirlerde işçi olarak çalışmaya gitmişler bile. Eğer destek verilmesi samimi ise bu destek kaliteli tohum dağıtarak, doğru gübre vererek olabilir. Teşvik, bunlar için gerekli malzemelerdir. Para kazanmak için çalışıp hasat almalısın mesajı verilmelidir. Bu direkt para yardımından çok daha etkili olacaktır.

2) Tarım alanları miras yolu ile küçülüyor, Üretim de ufak ufak bölündüğünden gereken araç ve teknoloji kullanılamıyor. Bu tip desteklerin köylere toplu olarak yapılması, hasatın bolluğu ile büyümesine de katkı sağlayacaktır.

3) TMO’nun yönlendirmesi ve desteği şart. TMO 1994 yılından itibaren alımları bırakmış durumda. Alım veya depolama desteği vermesi gerekmekte. Aksi takdirde köylüler bu yıl patates para etti deyip bazen hiç bilmediği bir ekime giriyor. Dünya’da bir numara olan fındık bile bugün bu sebepten var olma mücadelesi veriyor. Hiçbir şeyin yetişmeyeceği yerlerde yetişen bereketli fındık ağaçlarının sökümünü tartışıyor köylü. Bu denklemin baklagil ve genel tarım politikalarında da kesinlikle gözden geçirilmesi şart.

4) En önemlisi, yurt dışı ithalatına sınırlamalar getirmek gerekiyor. Hasat döneminde ithalatın vatan hainliği olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor. İki sene bu kontroller yapılsa ucuz diye ithal etmek yerine dünya fiyatlarına yakın ama daha üstün kalitede bakliyatlarımızı yiyebiliriz. Örneğin yurt dışında, çok daha fazla güneş gördüğü, kalitesi, tadı ve besleğiciliği çok daha üstün diye mercimeğimize ton başına 150 dolar daha fazla vermek kabul ediliyor. Yurt dışının farkında olduğu bu durumu biz önce kendimiz bilmeli ve sahip çıkmalıyız.

5) Biz birleşmeyi pek beceremiyoruz ama baklagil konseyi birleşip etkin şekilde çalışabilmeli. Zor biliyorum ancak becermeliyiz.

6) Toprağı nadasa bırakma ve toprağı farklı şekilde değerlendirebilmenin yöntemi olarak nadas alanlarına nohut, mercimek ekimi başlayabilir. Köylüler teşvik edilebilir.

ithal mercimegin paket hali

KUTU: Market Alışverişinde dikkat!

Alacağınız bakliyatlarda lütfen paketin arkasını çevirip menşeine bakın. Ucuz ürünler sattığını iddia edip bakkal ve küçük mahalle esnafını öldüren zincir marketlerin ithal edip, gemilerle, kıtalar geçerek getirdiği bakliyatları tercih etmeyin. Bizim mercimeğimizin, baklamızın çok daha sağlıklı ve besleyici olduğunu bilin.

Markete gittiğimizde ve günlük hayatımızda bizim yapabileceklerimiz:

Bilmem hatırlar mısınız eskiden marketlerde kuru barbunya, bakla her zaman olurdu. Şimdi sadece mercimek, kuru fasulye ve nohut var. Biraz sosyetikse börülce.

Yeme alışkanlıklarımızda son 20 yılda büyük değişiklikler oldu. Proteinden zengin bereketli bakliyatlar ve bunların etrafında üretilen tariflerin tekrar yaygınlaşması, sadece kuru fasulye değil, nohut, mercimek, börülcenin sıklıkla kullanılmasına yönlendirilmeli, yemek yazarları ve tv programcıları bunu teşvik etmeli. Yemek kanalları bunlarla ilgili spotlar çekmeli. Fabrikalar, iş yerlerine yemek hizmeti veren firmalarda da sağlıklı ve besleyiciliğinden dolayı tercihlerini bu yönde arttırmalı.

Buğdayın işlenme şekillerindeki yenilik, etin de fazlasının bünyemize zarar olduğunu bilerek bu topraklarda atalarımızdan bize armağan, yüzyıllardır bizi beslemiş olan bakliyatlarla daha haşır neşir olduğumuz bir 21. yüzyıl dileği ile…

KUTU: KONSERVE! Bakliyatları ıslatacak vaktim yok diyenlere pratik bir alternatif:

Hızlı yaşayanlarda “benim fasulye ıslatacak zamanım yok, nohutun pişmesini bekleyemem” gibi düşüncelerin yaygın olduğunu fark ettim. Bunun için Refika’dan Hızlı Tarifler’de konserve nohut, fasulye ve barbunyayı kullanarak yapılan bol bol tarif var. Konserve size ilk etapta hazır gıda gibi gelebilir. Ülkemizde konserveleme pek çok ülkeye göre Napolyon döneminde icat edildiği sadelikte devam ediyor. Bu bakımdan yüzlerce gıdaya göre çok daha sağlıklı. Aklınızda bulunsun. 10 dakikada nefis tarifler çıkarmanız mümkün!

IMG_7920 copy

Refika'nın Yemek Okulunu Gördünüz mü?
Placeholder

Benzer Yazılar